Küçük İzmir Tarihi
İzmir, yaklaşık 5 bin yıl önce Bayraklı’da bugün Tepekule olarak adlandıran bölgede kurulmuştur. MÖ 33’de Büyük İskender şehri Kadifekale eteklerine taşır. İon Birliği’nin bir üyesi olan İzmir, antik dönemde Friglerin, Lidyalıların, Roma ve Bizanslıların yönetiminde kalır. Bizans dönemine kadar hep Efes'in gölgesinde kalan İzmir, daha sonra Efes’in gerilemesiyle birlikte Küçük Asya’nın birinci kenti haline gelir. Antik çağın anıtsal destanı olan İlyada’nın yazarı Homeros ise bilinen en ünlü İzmirlidir.
Türkler, İzmir’e 11. yüzyılda gelirler. Bu dönemden sonra nispi bir gerileme yaşayan İzmir, 16. yüzyıldan itibaren bir ticaret ve ihracat merkezi olarak yeniden gelişme gösterir. 18. ve 19. yüzyıllarda ise bu gelişme daha da hızlanır.
19. yüzyılda Ticaret hacmi açısından İstanbul'u dahi sollayan İzmir, Osmanlı'nın en fazla gelir elde ettiği vilayetlerin başında gelmekte, Avrupa'nın da en önemli ticaret merkezlerinden biri olma unvanını elinde bulundurmaktaydı. Bu dönemde Avrupa'dan İzmir'e doğru olan tüccar akını, kentin çok uluslu bir yapı oluşturmasına neden olur. Öyle ki, bu çok ulusluluk, İzmir'de Osmanlı'nın bile otoritesini tartışılır hale getirebilmiştir. 1905 yılında 140 bini İslam/Türk, 120 bini Rum, 30 bini Ermeni, 30 bini Yahudi, 30 bini ise Avrupalı olmak üzere şehirde yaklaşık 350 bin kişi yaşamaktadır. Şehirde ticari ve iktisadi hareketliliğin yanı sıra kültür ve sanat açısından zengin bir sosyal yaşam söz konusudur. İzmir, okulları, tiyatro, kütüphane ve gazeteleri ile dikkat çeker.
I. Dünya Savaşı ile birlikte bu çok kültürlü barış ortamı birden son bulur. Daha sonraki süreçte düşmanlıklar derinleşir ve 1922 Eylül’ünde Basmane’den başlayan ve nerdeyse şehrin dörtte üçünü tahrip eden büyük bir yangınla İzmir’in çok kültürlü ortamı bir daha geri gelmemecesine yok olur gider.
Türkler, İzmir’e 11. yüzyılda gelirler. Bu dönemden sonra nispi bir gerileme yaşayan İzmir, 16. yüzyıldan itibaren bir ticaret ve ihracat merkezi olarak yeniden gelişme gösterir. 18. ve 19. yüzyıllarda ise bu gelişme daha da hızlanır.
19. yüzyılda Ticaret hacmi açısından İstanbul'u dahi sollayan İzmir, Osmanlı'nın en fazla gelir elde ettiği vilayetlerin başında gelmekte, Avrupa'nın da en önemli ticaret merkezlerinden biri olma unvanını elinde bulundurmaktaydı. Bu dönemde Avrupa'dan İzmir'e doğru olan tüccar akını, kentin çok uluslu bir yapı oluşturmasına neden olur. Öyle ki, bu çok ulusluluk, İzmir'de Osmanlı'nın bile otoritesini tartışılır hale getirebilmiştir. 1905 yılında 140 bini İslam/Türk, 120 bini Rum, 30 bini Ermeni, 30 bini Yahudi, 30 bini ise Avrupalı olmak üzere şehirde yaklaşık 350 bin kişi yaşamaktadır. Şehirde ticari ve iktisadi hareketliliğin yanı sıra kültür ve sanat açısından zengin bir sosyal yaşam söz konusudur. İzmir, okulları, tiyatro, kütüphane ve gazeteleri ile dikkat çeker.
I. Dünya Savaşı ile birlikte bu çok kültürlü barış ortamı birden son bulur. Daha sonraki süreçte düşmanlıklar derinleşir ve 1922 Eylül’ünde Basmane’den başlayan ve nerdeyse şehrin dörtte üçünü tahrip eden büyük bir yangınla İzmir’in çok kültürlü ortamı bir daha geri gelmemecesine yok olur gider.



